istanbulubirgunde_thumb02

“How I Designed Istanbul in One Day”, a video-art project exhibited at the 1st Istanbul Design Biennial, suggests that the democratic route concerning decisions on major urban projects, is not even exerted for urban interventions which are incomparable in their scale. The project presents its case using the fact that every construction, every building and every production is an inevitable destruction.

The short fictional documentary “How I Designed Istanbul in One Day” depicts the “controlled demolition” of urban fittings. Fittings such as an ordinary traffic light, concrete obstacles in front of a street, a single bench in the middle of a park, tulips planted near side of a highway are blown up to shreds after a short countdown and with a single push of a button. The subject of “How I Designed Istanbul in One Day” is the destruction caused by “godlike” actors whose sudden actions alone are considered enough to consolidate their potency and to construct their ideologies.


Here is the full conceptual text: 

The city is a scene both public and political. This is exactly why architecture is instrumental to potency: Architecture is mediated for presenting ideological discourses and bringing them into being. Yet for centralized and local authorities, architectural-political practices are both the tool and the result. Large scaled projects, in other words the urban/spatial “signatures” by mechanisms of power become representations, witnesses, narrators of their time and acquire monumentality which lasts even after they vanish.

Istanbul, the most important center of public life during the Ottoman period and Republican era of Turkey, has always been the main stage of potency. Therefore, one can examine the dynamics of legitimizing “mega-projects” in Istanbul, from the same point of view that overlooks similar large scaled and controversial plans designed for cities such as New York, Paris or Berlin. It is the lack of multiple actors/agents which renders the planning decisions focusing on Istanbul as an even greater problematic within the architectural-political conjuncture.

Almost all of the projects occupying Istanbul’s contemporary urban agenda are generated by members of central authority in a “because I said so” manner. The experiences and approaches of experts and, more importantly, urban dwellers are neglected during the course of development from the critical phase all the way to the phase of application/construction. Various actors, who ought to be part of the production and management processes of the aforementioned projects, are left isolated and rendered ineffective as the relevant information is not made public and its details are kept hidden. In short, all final decisions concerning Istanbul are triggered with the haste and sharpness of a single “press of the button”.

In Istanbul, where carrying out any necessary public service without the consultancy of planners, designers, sociologists, analysts, economists or other field experts has become a norm, secluding the right to be involved in urban planning processes from its very owners –urban dwellers- has equally become unavoidable. “How I Designed Istanbul in One Day” emphasizes urban dwellers’ right to express their opinions on the built environment and examines the necessity of their involvement in urban transformation dynamics through a different scale.

From traffic lights which clog already operating crossroads to the selection of pavement stones which are worn out as fast as they are renewed, from the comfort and habit disregarding planning of walking paths within a park to urban furnishings which only allow controlled public behaviour and from the failing alignment of street obstacles which hinder not only the passing of cars but also wheel chairs to the discussion of whether planting tulips by the side of highways is a clever investment of tax payers’ money; this project aims to point towards the fact that involvement of individual dwellers do not exist even in planning processes regarding urban public spaces. Taking place in Istanbul, a city where major urban transformation and renewal projects like a third Bosphorus bridge, a new civic demonstration space on the sea or a questionable pedesterianization plan for the city’s most valuable public square are administered through processes which exclude people who actually “use” the city, the project tries to set a new point of discourse for starting the discussion on making the field of urban planning overt.

1. İstanbul Tasarım Bienali’nde sergilenen video-art projesi “İstanbul’u Bir Günde Nasıl Tasarladım?”, devasa ölçekteki projelerin üzerine alınan kararlar için çizilmesi gereken demokratik yolun, o ölçeğin yanına yaklaşamayacak küçüklükte gözüken müdahaleler için bile alınamadığı gerçeğini anlatmayı hedefliyor. Ve bunu her inşaatın, yapının ve yapımın kaçınılmaz bir yıkım olduğu gerçeğinden hareketle gerçekleştiriyor.

Kısa bir kurmaca belgesel olan “İstanbul’u Bir Günde Nasıl Tasarladım?”, olağan kent donatılarının “kontrollü yıkım”ını betimliyor. Kent içinde sıradan bir trafik sinyalizasyon ışığı, kaldırım kenarındaki beton babalar, parkın orta yerine tek bir bank, köprü çıkışındaki refüjlere doldurulan laleler ve benzeri birçok kent donatısı, kısa bir geri sayımın ardından basılan tek bir düğme ile yerle bir ediliyor. “İstanbul’u Bir Günde Nasıl Tasarladım?”, iktidarlarını sağlamlaştırmak ve ideolojilerini inşa etmek için tek bir tuşa basması yeterli olan “tanrısal” aktörlerin sebep olduğu yıkımı konu alıyor


Projenin tam kavramsal metni şöyle:

Kent, kamusal olduğu kadar politik bir sahnedir. Bu yüzdendir ki her iktidar, ideolojik söylemlerini var oluşa, vücuda getirmek için mimarlığı araçsallaştırır. Fakat mimari-politik eylemler, gerek merkezi gerekse yerel yönetimler için araç olduğu kadar sonuçtur da… Hiç biri ebedi olamayacak iktidar mekanizmalarının büyük ölçekli projelerle kentlere attığı bu “imzalar” –yok olsalar dahi- bir dönemin temsili, tanığı, anlatıcısı olarak anıtsallaşır.

İstanbul, Osmanlı ve Türkiye tarihinin şüphesiz en önemli kamusallık merkezi olarak her dönem iktidarının da ana sahnesidir. Bu anlamda İstanbul’a yönelik “mega-projeler”in meşrulaştırılma dinamiklerini, söz gelimi New York, Paris veya Berlin için üretile gelmiş –büyük ölçekli olduğu oranda tartışmalı- planlar ile benzer bir güzergahtan okumak mümkün gözükür. İstanbul’a ilişkin planlama kararlarını mimari-politik konjonktüründe çok daha sorunlu hale getiren asıl bileşen, bu kararların yürütülme süreçlerinde çok-aktörlülüğe geçit verilmeyişidir.

Bugün İstanbul kent gündeminde bulunan hemen tüm projeler, merkezi iktidar sahiplerinin “iki dudağı arasından” çıkıyor. Projelerin fikir düzeyinden uygulama safhasına geçişleri sırasında meslek uzmanları ve –belki daha da önemlisi- kent kullanıcısının deneyim ve yaklaşımları hiçe sayılıyor. Modern planlama prensipleri bağlamında söz konusu süreçlerin üretim ve yönetiminde yer alması gereken tüm bu farklı aktörler, bilginin çoğunlukla kamuya açılmaması veya detaylarının saklı tutulması nedeniyle, bu projelerin üretim süreçlerinden izole ediliyor ve oldu-bittiler ile etkisizleştiriliyor. İstanbul’da kente yönelik tüm nihai kararlar, kısaca, bir “tuşa basma” eyleminin keskinliğinde ve hızında üretiliyor.

Devasa bir metropolde verilmesi gereken her türlü hizmeti planlamacılara, tasarımcılara, sosyologlara, analistlere, ekonomistlere, kısacası konunun uzmanlarına danışmadan gerçekleştirmenin bir norma dönüştüğü İstanbul’da, yerel ve merkezi yönetimdeki aktörlerin, şehircilik kararları vermeye giden süreçteki söz alma hakkını, kentin asıl sahibi olan kent kullanıcısından da saklı tutması ise kaçınılmaz hale geliyor. “İstanbul’u Bir Günde Nasıl Tasarladım?” ise, kent kullanıcısının yaşadığı çevre üzerine söz söyleme hakkına ve o çevreye yönelik dönüşüm dinamiklerinin parçası olma gerekliliğine tamamen farklı bir ölçekten bakıyor.

Proje, kavşakları çalışmaz hale getiren trafik sinyalizasyonu değişikliklerinden sürekli yenilenen, yenilendiği oranda da bozulan ve eskiyen kaldırım taşlarının seçimine, parklardaki yürüme yollarının konfor ve alışkanlık gözetmeyen tayininden ancak “kontrollü kamusallığa” izin veren kent mobilyası yerleştirmelerine, araç geçişini engelleyen babaların tekerli sandalyelerin de geçişini engelleyen sıklıkta konumlandırılmalarından otoyol kenarına çiçek dikmenin halkın vergisine saygılı bir yatırım olup olmadığı tartışmasına, doğrudan bireysel kullanıma açık kentsel donatı alanlarının düzenlenmesi süreçlerinde dahi bireyin eksikliğine dikkat çekiyor. Böylelikle, tarihi yarımada bitişiğinde ve deniz üzerinde konumlanacak bir miting alanı düzenlemesinin, üçüncü bir köprü ihtimalinin, kentin en değerli kamusallık alanının yayalaştırma sloganı ile ıssızlaştırılması kabulünün ya da kenti periferisinde yeniden ikiye bölecek bir kanal projesinin bile, kenti gerçek anlamıyla “kullanan” kişilerin dahil olamadığı süreçlerle idare edildiği İstanbul’da, planlamayı kamusallaştırılmaya başlamak için yeni bir nokta tayin etmeye çalışıyor.

Sarraf | Galeyan | Mekanik:

Emine Seda Kayım – Kreatif Direktör / Creative Director
Erhun Erdoğan – Müzik Prodüksiyonu / Music Production
Memduh Can Tanyeli – Yönetmen / Director

With Special Thanks To:
Şeyda Şen

 

  • “Altın Ejderha” – Sahne Arkası
    “Altın Ejderha” – Sahne Arkası
  • How I Designed Istanbul in One Day
    How I Designed Istanbul in One Day
  • “All Individual Consumption is Design Production”
    “All Individual Consumption is Design Production”
  • “hem/ve”
    “hem/ve”
  • “2 Mabed; Bir Cami, Bir Cem Kültür Evi”
    “2 Mabed; Bir Cami, Bir Cem Kültür Evi”
  • “Fabrika”
    “Fabrika”
  • “Cities in Ruins: The Bombs That Changed the Face of Istanbul”
    “Cities in Ruins: The Bombs That Changed the Face of Istanbul”
  • ‘Musibet’
    ‘Musibet’
  • “Sancaklar Camii”
    “Sancaklar Camii”
  • “Kariyer.Net” – Insan Kaynakları Zirvesi 2013
    “Kariyer.Net” – Insan Kaynakları Zirvesi 2013
  • “If it’s indie, it’s on Beyoglu Movie Theatre!”
    “If it’s indie, it’s on Beyoglu Movie Theatre!”
  • “Pay”
    “Pay”
  • “Buralar Hep Flâneur’dü”
    “Buralar Hep Flâneur’dü”
  • “Kaldırım Nerede?”
    “Kaldırım Nerede?”